Anasayfa / KÜLTÜR SANAT / Yazar Erdoğan Aydın Elazığ’da Okurlarıyla Buluştu: “Tek Adam Değil, Toplumsal Uzlaşı”

Yazar Erdoğan Aydın Elazığ’da Okurlarıyla Buluştu: “Tek Adam Değil, Toplumsal Uzlaşı”

Yazar Erdoğan Aydın, Elazığ Kadın Dayanışma Derneğinde düzenlenen söyleşide Türkiye’nin tarihsel ve siyasal sürecini ele aldı; ardından kitaplarını imzaladı.

Elazığ Kadın Dayanışma Derneğinde okurlarıyla bir araya gelen Erdoğan Aydın, “Tarih ve Siyasetin izinde: Devletin ve Ezilenlerin Türkiye Gerçeği” konulu bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşinin ardından Aydın, KOR Basın Yayından çıkan kitaplarını imzaladı.

Söyleşide Aydın, “1923 arası dönem Türkiye’de bir taraftan bir meclisin kurulması, bir taraftan da milli mücadelelerin yürütülüş dönemidir. Bu dönemde milli mücadele gibi kritik, riskli, gerilimli bir dönemde yapılanlara baktığımızda aslında demokrasinin nasıl mümkün olduğunu, demokrasiyle yola devam etmenin niçin gerekli olduğunu çok daha net anlayacağız. Birinci meclisin yapısına bakıyoruz. Birinci meclis daha sonra Türkiye Cumhuriyeti adıyla sınırları belirlenecek olan topraklarda var olan herkesin temsil edildiği bir meclis olacaktır. Yani o mecliste Türk kimlikli insanların yanı sıra Türk kimlikli, Çerkez kimlikli, Laz kimlikli insanlar var. Bu halklar kimliklerini saklamak gereksinimi duymadan ve üstelik de Kürdistan mebusu, Lazistan mebusu gibi aslında daha sonraki dönemde bir suç kavramı haline getirilmiş olan ifadelerle temsil edilebiliyorlardı. Yine bu dönemde sadece Sünni inançlı insanların değil, aynı zamanda Alevi inançlı insanların da üstelik dergahların, ocakların temsilcisi pozisyondaki insanlarla temsil edilebildiği bir meclis yapısına sahipti” diyerek, emeğin temsilcilerinin sayısının az olmasına rağmen dönemin sosyalistlerinin de bu mecliste var olduğunun altını çizip çok itibarlı bir yerde durduklarını ifade etti.

“Demokrasi, tüm kesimlerin iktidarda temsil edilmesidir”

“Bir ülkede eğer cumhuriyetten ve bir demokrasiden söz edeceksek o ülkede yaşayan her kesimin temsilcileri aracılığıyla iktidar mekanizmasında yer alabilmeleridir. Bu birinci dönem böyle bir dönemdir. Peki bu dönemde millet kavramı ne anlamda kullanılmaktadır? Bu dönemde millet kavramı asla Türk ulusu anlamında kullanılmamaktadır. Dönemin belgelerinde asla Türkiye’deki herhangi bir milliyetin ismi anılmamaktadır veya anılırsa mutlaka var olan farklı milliyetlerin isimleri peş peşe sayılmaktadır” diye belirten Aydın, 21 Anayasasının diğer önemli özelliğinin ise orijinal halinde Türkiye devletinin herhangi bir dini atıf yapılmadan söz edildiği bir standarttın söz konusu olduğunu dile getirdi.

Aydın, “Ama bu anayasanın daha önemli bir meselesi sonraki yüz yıl boyunca başta Kürt meselesi olmak üzere memlekette sürekli kan akmasına neden olan çok önemli bir çözümü içeren niteliğidir. Bu anayasa gerek Türk devlet geleneği gerek İslam devlet geleneğinde olmayan bir şeyi ilan edecektir. Bu aşağıdan yukarı bir yönetim modelidir. Bildiğiniz gibi bütün Türk tarihleri, bütün İslam tarihleri yukarıdan aşağıya bir yönetim modeli sunar. 21 Anayasası ilk defa bu topraklarda yukarıdan aşağı yönetim modeli yerine aşağıdan yukarı bir yönetim modeli önermektedir ve bu anlamda da devrimci ve demokrat bir niteliğe sahiptir. Söz konusu anayasa on birinci maddesinden yirminci maddesine kadar Türkiye’de yerellerin kendi seçtikleri temsilciler aracılığıyla yönetilmesini garanti etmektedir. İkincisi bu yerel yönetimlerin merkezden özel olmasını garanti etmektedir. Üçüncüsü bu yerel yönetimlerin iktidar alanı eğitim politikalarından başlamak üzere eğitim, yerel güvenlik ve benzeri çok geniş bir alanı kapsamaktadır” dedi.

Aydın, 21 anayasasının günümüzün Avrupa Birliği yerel yönetim özellik şartından daha geniş bir özelliğe sahip olduğunun altını çizdi.

“Bu topraklarda bütün sorunların çözümü mümkün”

Aydın Kürt sorunu, inanç ve sınıfsal sorunlara da değinerek; “Demek ki bu topraklarda yaşayan farklı kimliklerin haklarını vermek, onları yasaklamamak, onları ötekileştirmemek koşullarında bu ülkede pekala bir milli mücadele verilebilmektedir. Demek ki halkların inançları, sınıfların varlıkları tanındığı zaman bu ülke bölünmüyormuş, aksine birlikte ortak hedefler için bir dizi mücadeleyi birlikte yürütebiliyormuş. Yine aslında tek adamların yani ister Dolmabahçe Sarayı’nda otursun, ister Çankaya Köşkü’nde otursun ister günümüzdeki sarayda otursun, orada tek başına memleketi yönetebilmek durumunda olmadığını, demokratik bir şekilde toplumun seçilmiş temsilcilerinin uzlaşması, tartışması, mutabakatı ile pekala ülke yönetilebilir” diye konuştu.

“Tek adamla değil, toplumun uzlaşısıyla yönetim mümkün”

1937-38’de yaşanan Dersim olaylarının iç yüzünün görünenden farklı olduğunu sözlerine ekleyen Aydın, “Dersim için söylenen, ‘bir ayaklanma oldu. İsyan ettiler. Cumhuriyete karşı çıktılar. Ezmeyip de ne yapsaydık.’ İfadeleri gerçek değildir. Dersim’in çok küçük bir aşiret topluluğunun ‘biz Cumhuriyet’i istiyoruz ama biz bir Cumhuriyet’in gereği olarak inancımızın ve dilimizin yasaklanmadığı bir yerden geleceğe gitmek istiyoruz.’ demelerinden ibarettir. Peki Dersim’e yönelik operasyon düzenlemesi yapan, her ne kadar bize ‘medeniyet’ diye anlatılsa da Dersim’in güneyi ve kuzeyinden demir yolu döşenmesinin bitmesini bekleyen, Dersim’in bütün kritik noktalarına karakol kurdurma ve Dersim’in bütün kritik noktalarına aydınlatmak için değil, asimilasyon amaçlı eğitimin kurumsallaşmasını gerçekleştiren akıl ne düşünüyordu? Ne düşündüğünün cevabı aslında düğmenin ilk iliklenmesi tarihi 1924-1925 tarihleridir. 1924-1925’teki düzenlemeler sadece uygun zamanını, uygun koşullarını bekleme kaydıyla Dersim’e yaşatılacak olan akıbetin aslında gerçek karar günüdür. 1925’teki evraklardan başlayarak sonraki dönemdeki raporlarda dahil olmak üzere tüm raporlamalar bize sürekli Dersim’e, ‘neden Dersim inancı farklı, dili farklı?’ Gerçeğini gösteriyor. Bu nedenle Ankara’dan Türkiye’ye dayatılan konsepte göre farklı inanç ve kimliğe sahip olan bir halkın yola getirilmesi meselesidir Dersim meselesi. Ankara’dan devletin, ülkesi ve milletini yaratma ideolojisini hakim kıldıktan sonra bütün memleketi Türkleştirdiniz. Siz Türkiye’nin bütün parçalarını devlet teşvikleriyle, banka teşvikleriyle, bedava toprak teşvikleriyle, bedava ithalat teşvikleriyle sürekli besleyip büyüttüğünüz burjuvaziye, mümkün olabilen en verimli pazar haline getirmeye karar verdikten sonra Dersim’in o afeti yaşaması zaten başından kararı verilmiş olan bir sonuç” dedi.

Kaynak: https://www.evrensel.net/haber/5982489/yazar-erdogan-aydin-elazig-da-okurlariyla-bulustu-tek-adamla-degil-toplumun-uzlasisiyla-yonetim-mumkun

Düzenleme Tarihi: 04.05.2026 20:45

Etiketlendi: